3 Mayıs 2015 Pazar

Clippers 4 - 3 Spurs

NBA Finalleri tadında bir seriyi geride bıraktık. Gerçekten de uzun yıllardır seyrettiğim en adrenalin dolu seri buydu. Kaybeden tarafa çok yazık olacaktı, o taraf biz olduk. Şampiyonluk sonrası gelen bu ilk tur vedası canımı sıkıyor belki ama yine de Clippers turu bizden az hak etti diyemem.

7. maç baştan sona berabere gitti. Yukarıda paylaştığım resimden de görüleceği üzere 31 kez önde olan takım değişti, 16 kez beraberlik oldu. İki taraf da maçı koparma girişiminde bulundu ancak her ne olduysa peş peşe gelen üçlüklerle momentum hep döndü, çekişme son saniyeye kadar taşındı.

Parker istatistiksel olarak iyi oynamış gibi görünüyor, serinin diğer maçlarına göre iyiydi ancak basit atışlardan yararlanamadı. Kawhi maç boyu sorumluluk almak istedi, olmadı. Özellikle 1 dakika kala bütün yükü omuzlarına alıp tek başına gitti şutu denedi, girmedi. Diaw'dan yine ekstra katkıyı aldık. Danny Green tek kelimeyle mükemmel bir savunma yaptı. Neredeyse bütün Clippers takımını blokladı, hepsinin toplarına elini sokarak rahatsız etmeyi başardı. Oyunun hücum tarafında da üçlükten fazlasını yaptı. 7. maçı en çok isteyenler arasındaydı. Ginobili de tutuk başladığı maçta sonlara doğru biraz kıpırdandı ancak yetmedi. Gino'nun da an itibariyle ciddi anlamda emekli olma ihtimali bulunuyor. Yıllardır dinledik yaşlı masallarını, artık sona gelmiş olma ihtimali tüylerimi diken diken ediyor. Benchte Ginobili'yi görmemek nasıl bir duygu bilmiyorum, ben ligi takip etmeye başladığımdan beri hep vardı o.

Spurs adına maçın adamı yine Tim Duncan'dı. Maç bittikten sonra kameralar sahada herkesle vedalaşıp, soyunma odasına gidişini an be an gösterdi. Bu maçın onun parkelerdeki son maçı olma ihtimali bile gözlerimin dolmasına sebep oluyor. 27 sayı 11 ribaundla oynadı Timmy, bir de üzerine maçı 109-109'a getiren 2 serbest atışı hiç eli titremeden kaydetti.
Maç sonunda tıpkı kendisi gibi Wake Forest mezunu olan Chris Paul ile duygusal bir konuşmaları oldu. Chris Paul'ün Duncan'a şu sözleri söylerken gözlerinin dolduğuna şahit olduk:
"Maç sonunda onu sevdiğimi söyledim. Duncan hiçbir zaman takım arkadaşım olmadı ama o hepimizin idolü."

İkilinin 1998 yılında çekilmiş şöyle bir fotoğrafları da var. Duncan o sezon NBA'de yılın çaylağı seçilmişti, Paul ise 13 yaşında.

Clippers cephesinde ise maçın kahramanı Paul oldu. İlk çeyrekte bacağından bir problem yaşadı ancak sonrasında maça geri dönüp üçlükleri sıraladı. Ne zaman Spurs biraz öne geçiyor gibi olsa, o ve Redick hemen toparladılar takımı. Takıma galibiyeti getiren basketi de Paul attı. 7. maçta bizim takımın fişini çeken isim o oldu. Matt Barnes'tan maçın başında gereksiz çok fazla sayı yedik. Blake Griffin'i ve Jamal Crawford'ı da durdurabildik denemez. Maç içerisinde birkaç Hack-a-Jordan girişimi oldu ancak hepsi faydalı olmadı. Hatta bir tanesinde Glen Davis'e hücum ribaundu kaptırıp üzerine üçlük yedik. Diğer birinde Jordan 2'de 0 attı ama biz de karşı atakta sayı bulamadık. Doc Rivers bundan kurtulmak adına son çeyrek Jordan'ı kenara alıp Blake Griffin'in 5 numara olduğu kısa bir takımla çıktı sahaya. O esnada hücum ribaundlarında inanılmaz bir üstünlük sağladık ancak maçın bize dönmesini yine başaramadık. Bu noktada bize Clippers'ı tebrik etmek düşer.

Hiç yorum yok :

Yorum Gönder